تقويم روحي

التقويم الروحي - 2 مارس

اختيار يومي للآية والدعاء والحديث متوافق مع اليوم المختار من التقويم.

آية اليوم - 2 مارس
"Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah'a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır."

(Bakara, 2/281)

دعاء اليوم - 2 مارس
"Allah’ım! Bana verdiğin rızık konusunda beni kanaat sahibi yap ve o rızkımı bereketli kıl. Zayi olan her nimetin daha hayırlısını bana ihsan eyle."
حديث اليوم - 2 مارس

Beraet (Tevbe) Suresi

• Hz. Osman (ra)'a dedim ki: "Siz niçin, mesani grubuna giren Enfal suresini miün grubuna giren Beraet suresine yaklastirdiniz ve aralarina da besmeleyi yazmadiniz?" Hz. Osman (ra) su cevabi verdi: "Resulullah (sav)'a vahiy sirasinda, bir çok süre birlikte gelirdi. Bu durumda herhangi bir vahiy geldi mi, vahiy katiblerini çagirir, onlara: "Su ayetleri, su su meselelerin zikedildigi sureye koyun" diye irsad ederdi. Bir ayet geldigi zaman da "Bu ayeti içinde su su seylerin zikredildigi sureye koyun" derdi. Enfal suresi, Medine'de ilk nazil olanlardandi. Beraet suresi ise, inis itibariyle Kur'an'in sonuncusu idi. Bunun kissasi da Enfal'in kissasina benzemekte idi. Bu sebeple Beraet'i öbüründen zannettim. Resulullah (sav) bu surenin öncekinden oldugunu belirtmeden vefat etti. Bu sebeple ben bunlarin arasini yakin tuttum ve ikisinin arasina bismillahirrahmanirrahim satirini koymadim. Böylece onu yedi uzunlarin (Seb'u't-Tival) arasina koydum." (Ebu Davud'un rivayetinde "Beraet'i öbüründen zannettim" cümlesi yoktur) Ravi: Ibnu Abbas Kaynak: Ebu Davud, Salat 125, (786); Tirmizi, Tefsir, Tevbe, (3086) • Ibnu Abbas (ra)'a sordum: Tevbe süresi nedir? Su cevabi verdi: Tevbe mi? bilakis o fazihadir (Islam'in düsmanlarini rezil etmektedir). Onlardan bir kismi söyledir... diyerek o kadar çok saymistir ki, halk "Bizden kimseyi birakmiyacak, herkesi zikredecek" zannina kapildilar. Ben tekrar sordum: Ya Enfal süresi? Bu, dedi. Bedir Savasi hakkinda nazil oldu. Ben tekrar sordum: Pekala Hasr süresi? O da, dedi, Benu'n-Nadir Yahudileri hakkinda nazil oldu." Ravi: Said Ibnu Cübeyr Kaynak: Buhari, Tefsir, Hasr 1, Enfal 1, Megazi 14; Müslim, Tefsir 31, (3031) • Bir diger rivayette Said Ibnu Cübeyr'in: "Ya Suretu'l Hasr (niçin inmistir?)" sorusuna Ibnu Abbas (ra)'in: (Hasr süresi mi? hayir! O), Benun-Nadir süresidir" cevabini verdigi kaydedilmistir. Ravi: Said Ibnu Cübeyr Kaynak: Buhari, Tefsir, Hasr 1, Enfal 1, Megazi 14; Müslim, Tefsir 31, (3031) • Bir diger rivayette Said Ibnu Cübeyr'in: "Ya Suretu'l Hasr (niçin inmistir?)" sorusuna Ibnu Abbas (ra)'in: (Hasr süresi mi? hayir! O), Benun-Nadir süresidir" cevabini verdigi kaydedilmistir. Ravi: Said Ibnu Cübeyr Kaynak: Buhari, Tefsir, Hasr 1, Enfal 1, Megazi 14; Müslim, Tefsir 31, (3031) • Hz. Ebu Bekir (ra), Resulullah (sav) tarafindan Veda haccindan önceki hacc mevsiminde hacc emiri olarak tayin edildigi hacda, "Bu yildan sonra müsriklere haccetmek yasaktir", "Çiplak olarak Beytullah tavaf edilemez" diye ilan etmek üzere vazifelendirdigi bir gruba beni de gönderdi. Ancak, bilahare Hz. Peygamber (sav), Hz. Ebu Bekir (ra)'in arkasindan Hz. Ali'yi gönderdi ve Beraet süresini halka ilan etmeyi ona emretti. Hz. Ali (ra) bizimle birlikte Mina'da halka, Beraet'i ilan etti: "Bu yildan sonra hiçbir müsrik hacc yapamiyacak ve çiplak olarak Beytullah tavaf edilmeyecek." Ravi: Ebu Hüreyre Kaynak: Buhari, Salat 10, Hacc 67, Cizye 16, Megazi 66, Tefsir, Tevbe 2, 3, 4; Müslim, Hacc 435, (1347); Ebu • Bir baska rivayette, ayni hadise söyle gelmistir: "Haccu'l-Ekber günü, kurban bayrami günüdür. el-Haccu'l-Ekber de haccdir. Hacca "el-Haccu'l-Ekber" denilmesi, halkin ümreye "el-Haccul-Asgar" demesinden ileri gelmistir." Ebu Hureyre devamla diyor ki: "O yil, Hz. Ebu Bekir (ra) bu tebligi halka duyurdu. Bunun üzerine ertesi yil yani Hz. Peygamber (sav)'in bizzat katilarak Veda haccini yaptigi zaman, tek müsrik hacca katilmadi. Hz. Ebü Bekir'in müsriklere ilanda bulundugu sene Cenab-i Hakk su ayeti indirdi: "Ey iman edenler! Dogrusu puta tapanlar pistirler, bu sebeple, bu yildan sonra Mescid-i Haram'a yaklasmasinlar. Eger fakirlikten korkarsaniz, bilin ki, Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginlestirecektir. Allah süphesiz bilendir, hakimdir" (Tevbe 28). Müsrikler ticaret yapiyorlar, Müslümanlar da bundan faydalaniyorlardi. Allahu Teala müsriklerin Mescid-i Haram'a yaklasmalarini yasaklayinca, Müslümanlar müsriklerin yaptiklari ticaretin kesilmesiyle ondan elde ettikleri menfaatin kesilecegi endisesine düstüler. Bunun üzerine Cenab-i Hakk su vahyi indirdi: "Eger fakirlikten korkarsaniz, bilin ki, Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginlestirecektir."Sonra bunu takip eden ayette Cenab-i Hakk cizyeyi helal kildi. Bu daha önce alinmiyordu. Bunu, müsriklerin ticaretiyle elde edilen menfaate bir karsilik (ivaz) yapti. Cenab-i hakk söyle buyurdu: "Kitap verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe inanmayan, Allah'in ve Peygamberinin haram kildigini haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarini büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savasin" (Tevbe, 29). Allah Müslümanlara bunu helal kilinca, anladilar ki, Allah kendilerine, müsriklerle olan ticaretin kesilmesi sebebiyle kaybindan korkup üzüldükleri menfaatten daha fazlasini vermektedir" Ravi: Ebu Hüreyre Kaynak: Buhari, Salat 10, Hacc 67, Cizye 16, Megazi 66, Tefsir, Tevbe 2, 3, 4; Müslim, Hacc 435, (1347); Ebu • Nesai'den gelen bir diger rivayet söyledir: Ebu Hüreyre (ra) dedi ki: "Resulullah (sav) Ali Ibnu Ebi Talib (ra)'i Beraet suresiye birlikte Mekke ahalisine gönderdigi zaman onunla beraber ben de geldim. Kendisine "Ne ilan ediyordunuz?" diye soruldu. Su cevabi verdi: "Biz sunlari ilan ediyorduk: 1- Kabe'ye ancak mü'minler girer. 2- Beytullah çiplak tavaf edilemez. 3- Kimin Resulullah (sav)'la bir anlasmasi varsa bunun müddeti dört ayin hitamidir. Dört ay geçtikten sonra Allah ve Resulü müsriklerden beridir. 4- Bu seneden sonra hiçbir müsrik haccetmeyecek. Ben bunlari böyle (yüksek sesle ve tekrarla) bagirarak söylüyorum ki O gün sesim kisildi." Ravi: Ebu Hüreyre Kaynak: Nesai, Hacc 161, (5, 234) • Ben, "Hacc-i Ekber günü hangi gündür?" diye sordum, bana: "Kurban günü" diye cevap verdi." Ravi: Ali Kaynak: Tirmizi, Tefsir, Beraet (3088), Hacc 110 (958) • Resulullah (sav) haccettigi hacc sirasinda, cemreler arasinda, kurban günü durarak sordu: "Bu gün hangi gündür?" Halk: "Kurban günüdür", dediler. Resulullah (sav): "Bugün Hacc-i Ekber günüdür" buyurdu. Ravi: Ibnu Ömer Kaynak: Ebu Davud, Hacc 67, (1945); Ibnu Mace, Menasik 76, (2058) • Resulullah (sav) söyle diyordu: "Kurban günü büyük hacc (el-haccu'l-ekber) günüdür. O gün kanlar akitilir, baslar tras edilir, kirler, paslar giderilir, haramlar helal olur." Ravi: Ibnu Ebi Evfa Kaynak: • Resulullah (sav) Ci'rane ümresinden dönünce Hz. Ebu Bekir (ra)'i haccin basinda emir olarak yolladi. Onunla birlikte biz de vardik, el-Arc mevkiinde iken (es-salatu hayrun minen nevm) diye çagrida bulundu. Bir müddet sonra da tekbir getirmek üzere dogruldugu sirada arka tarafindan kulagina bir deve sesi geldi. Bunun üzerine tekbiri birakti ve: "Bu ses, dedi, Resulullah (sav)'in devesi Ced'a'nin sesi, muhakkak ki hacc konusunda Resulullah (sav) yeni bir karara varmistir, belki de bu, Resulullah (sav)'nin kendisidir, bu durumda namazi birlikte kilariz." dedi. Devenin sirtindaki Ali (ra) idi. Hz. Ebu Bekir (ra) ona: "Hacc emiri olarak mi geldin, elçi olarak mi?" diye sordu. Hz. Ali (ra): "Elçi olarak geldim, Resulullah (sav) beni Beraet süresiyle gönderdi. Onu hacc mahallerinde halka okuyup teblig edecegim" dedi. Sonra Mekke'ye geldik. Tevriye gününden (Zilhicce'nin 8. günü) bir gün önce Hz. Ebu Bekir (ra) kalkti. Halka hitabetti. (Mina'dan Mekke'ye) nasil sökün edeceklerini, taslamayi nasil yapacaklarini, birer birer tarif ederek halka haccin menasikini (usul ve adabini) ögretti. Hz. Ebu Bekir (ra)'in konusmasi bitince sözü Hz. Ali (ra) aldi. Beraet suresini halka, son ayetine kadar okudu. Sonra kurban günü geldi. Arafat'i terketti. Hz. Ebu Bekir (ra) dönünce, tekrar halka hitabetti. Onlara Arafat'i terketme (adabin)dan kesimlerinden (vesair) menasiklerinden sözetti. Sözü bitince, yine Hz. Ali (ra) ayaga kalkti, halka, Beraet suresini sonuna kadar okudu. Nefrul-evvel günü (Mina'dan Mekke'ye hareket günü) Hz. Ebu Bekir (ra) kalkti ve halka bir hitabede daha bulundu. Mina'yi nasil terkedeceklerini, nasil taslama yapacaklarini tarif etti, haccin menasikini ögretti. Konusmasini bitirince fecirden Hz. Ali (ra) kalkti. Halka Beraet suresini sonuna kadar (bir kere daha) okudu. Ravi: Cabir Kaynak: Nesai, Hacc 186,187, (5, 247-248) • Biz Huzeyfe (ra)'nin yaninda idik. Bize dedi ki: Su ayetin kasteddiklerinden hayatta sadece üç kisi kaldi: "Eger andlasmalarindan sonra yeminlerini bozarlar, dinimize dil uzatirlarsa, inkarda önde gidenlerle savasin -çünkü onlarin yeminleri sayilmaz- belki vazgeçerler" (Tevbe, 12), münafiklardan da sadece dört kisi kaldi. Bu söz üzerine bir bedevi kalkarak: "Siz Muhammed (sav)'in arkadaslarisiniz, bize bir kisim haberlerde bulunuyorsunuz, ama bunlarin mahiyeti nedir, ne degildir biz anlamiyoruz. Söz gelimi sadece dört tane münafik kaldigini söylediniz. Pekala su evlerimizi yarip ise yarayan seylerimizi çalanlara ne demeli?" dedi. Huzeyfe (ra): "Onlar fasiklardir. Ben tekrar ediyorum münafiklardan sadece dört tanesi kalmistir: Bunlardan biri yasli bir ihtiyardir, öyle ki soguk suyu içse soguklugunu hissedecek halde degildir." Ravi: Zeyd Ibnu Vehb Kaynak: Buhari, Tefsir, Berae 5 • Ben Resulullah (sav)'in minberinin yaninda idim. Bir adam: "Ben Müslüman olduktan sonra baska bir amelde bulunmamis olmama kiymet vermem, ancak hacilara su dagitmam hariç" dedi. Bir digeri: "Ben de Müslüman olduktan sonra baska bir is yapmamis olmama ehemmiyet vermem, ancak Mescid-i Haram'i imar edip bakimini yapmam hariç" dedi. Bir üçüncüsü de: "Allah yolunda cihad, söylediklerinizden daha üstün bir ameldir" dedi. Hz. Ömer (ra) onlara müdahale ederek konusmalarini menetti ve: "Resulullah (sav)'in minberinin yaninda sesinizi yükseltmeyin, bugün cumadir. Namazi kilinca ben huzura girer, ihtilaf ettiginiz hususu sorarim" dedi. Arkadan Cenab-i Hakk su ayeti indirdi: "Hacca gelenlere su vermeyi, Mescid-i Haram'i onarmayi Allah'a ve ahiret gününe inananla, Allah yolunda cihad edenle bir mi tuttunuz? Allah katinda bir olmazlar, Allah zulmeden milleti dogru yola eristirmez. Inanan, hicret eden ve Allah yolunda mallariyla, canlariyla cihad eden kimselere Allah katinda en büyük dereceler vardir. Iste kurtulanlar onlardir" (Tevbe, 19-20). Ravi: en-Nu'man Ibnu Besir Kaynak: Müslim, Imare 111 (1879) • Boynumda altundan yapilmis bir haç oldugu halde Resulullah (sav)'a geldim. Bana: "Ey Adiy boynundan su putu çikar, at!" dedi ve arkadan su ayeti okudugunu hissettim: "Onlar Allah'i birakip hahamlarini, papazlarini ve Meryem oglu Mesih'i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek ilahtan baskasina kulluk etmemekle emrolunmuslardi. Ondan baska ilah yoktur. Allah, kostuklari eslerden münezzehtir." (Tevbe, 31). Resulullah (sav) devamla: "Aslinda onlar, bunlara (ruhbanlarina) tapinmadilar, ancak bunlar (Allah'in haram ettigi bir seyi) kendileri için helal kilinca hemen helal addediverdiler, (Allah'in helal kildigi bir seyi de) kendilerine haram edince hemen haram addediverdiler." Ravi: Adiy Ibnu Hatim Kaynak: Tirmizi, Tefsir, Berae, (3094) • Rebeze'ye ugramistim. Orada Ebu Zerr (ra)'i gördüm. Kendisine: "Seni buraya getiren sebep nedir?" diye sordum. Söyle açikladi: "Sam'daydim. Bir ayet hakkinda Muaviye (ra) ile ihtilafa düstük. Ayet su: "Ey iman edenler! Hahamlar ve rahiplerin çogu, insanlarin mallarini haksizlikla yerler. Allah yolundan alikoyarlar. Altin ve gümüsü biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakici bir azabi mujdele. Bunlar cehennem atesinde kizdirildigi gün, alinlari, bögürleri ve sirtlari onlarla daglanacak. "Bu, kendiniz için biriktirdiginizdir, biriktirdiginizi tadin" denecek" (Tevbe, 34-35). Muaviye (ra): "Bu ayet ehli kitap hakkina inmistir" dedi. Ben ise: "Hem bizim, hem de onlar hakkinda indi" dedim. Bu mesele üzerinde aramizda ihtilaf çikti. Halife Hz. Osman (ra)'a yazarak beni sikayet etti. Hz. Osman bana yazarak Medine'ye gelmemi emretti. Bunun üzerine Medine'ye geldim. Halk, sanki daha önce beni hiç görmemis gibi, çoklukla etrafimi sardi. Durumu Osman (ra)'a açtim. Bana: "Istersen buraya yakin bir yere git" dedi. Iste beni buraya getiren gerçek sebep budur. Benim üzerime Habesli siyahi bir köleyi amir tayin etseler mutlaka dinler, itaat ederim." Ravi: Zeyd Ibnu Vehb Kaynak: Buhari, Zekat 4, Tefsir, Berae 6 • Bir bedevi kendisine: "Bana su ayet hakkinda açiklamada bulun", dedi ve ayeti okudu: "Altin ve gümüsü biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakici bir azabi müjdele" (Tevbe, 35). Ibnu Ömer su cevabi verdi: "Kim onu biriktirir ve zekatini vermezse vay haline! Bu ayet zekat emri gelmezden önceye aittir. Zekat emri gelince, Allah zekati mallar için bir temizlik kildi." Ravi: Ibnu Ömer Kaynak: Buhari, Zekat 4, Tefsir, Berae 6; Muvatta, Zekat 1, (1, 256) • Muvatta'da söyle denmistir: "Ibnu Ömer (ra)'e "(Azaba sebep olacak) hazine nedir?" diye sorulunca: "Zekati verilmeyen maldir" diye cevap verdi." Ravi: Ibnu Ömer Kaynak: Muvatta, Zekat 1, (1, 256) • Altin ve gümüsü biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakici bir azabi müjdele ayeti nazil oldugu zaman biz, Hz. Peygamberle bir seferde bulunuyorduk. Ashabindan bazisi: "Ayet altin ve gümüs hakkinda indi, hangi malin daha hayirli oldugunu keske bilseydik?" dedi. Resulullah (sav) su cevabi verdi: "Sahip olunan seylerin en efdali: Zikreden bir dil, sükreden bir kalb, kocasinin imanina yardimci olan saliha bir zevcedir." Ravi: Sevban Kaynak: Tirmizi, Tefsir, Berae (3093) • Altin ve gümüsü biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakici bir azabi müjdele ayeti nazil oldugu zaman, Müslümanlar bundan fazlaca kaygilandilar. Hz. Ömer (ra): "Ben sizin üzüntünüzü giderecegim, haydi gelin" dedi ve gidip Hz. Peygamber (sav)'e müracaat ederek: "Ey Allah'in Resulü", dedi "bu ayet ashabini çok kaygilandirdi." Hz. Peygamber : "Allah zekati, malinizda baki kalan kirliligi temizlemek için farz kildi. Nitekim, sizden sonrakilere kalmasi için de mirasi farz kildi" buyurdu. Ibnu Abbas devam etti: (Resulullah'in bu açiklamasi üzerine) Hz. Ömer (ra) sevincinden (Allahu ekber) dedi. Peygamberimiz (sav) açiklamasina devamla, Hz. Ömer (ra)'e: "Kisinin kendi lehine biriktirdigi seyin ne oldugunu sana haber vereyim mi? Bu, saliha bir kadindir. Yani nazar ettigi zaman kendini hosnud kilacak, emrettigi zaman itaat edecek, evinden uzaklastigi zaman (malini ve namusunu) koruyacak olan kadin" Ravi: Ibnu Abbas Kaynak: Ebu Davud, Zekat 32, (1664) • Allah'a ve ahiret gününe inananlar mallariyla, canlariyla savasmak istediklerinden ötürü geri kalmak için senden izin istemezler.. (Tevbe, 44) ayeti, Nur suresindeki su ayetle neshedilmistir: "Dogrusu Allah'a ve Peygamberine inanan mü'minler, Peygamberle beraber bir ise karar vermek için toplandiklarinda ondan izin almaksizin gitmezler. Ey Muhammed! Senden izin isteyenler, iste onlar, Allah'a ve Peygamberine inananlardir. Bazi isleri için senden izin isterlerse, içlerinden diledigine izin ver, Allah'tan, onlarin bagislanmalarini dile. Allah süphesiz bagislar, merhamet eder" (Nur, 62). Ravi: Ibnu Abbas Kaynak: Ebu Davud, Cihad 171, (2771) • Sadaka vermeyi emreden ayet (Tevbe, 103) nazil oldugu zaman biz (ücret mukabilinde) sirtlarimizda yük tasiyor (bu yolla bir seyler kazanip) ondan sadaka veriyorduk. Bir adam (Abdurrahman Ibnu Avf) gelerek çok miktarda bagista bulundu. (Münafiklar dedikodu yaparak onun hakkinda, gösteris yapiyor), mürai dediler. Hemen su ayet nazil oldu: "Sadaka vermekte gönülden davranan mü'minlere dil uzatan ve ancak ellerinden geldigi kadar verebilenlerle alay eden kimselere bu davranislarinin cezasini Allah verir. Onlara can yakici azab vardir" (Tevbe, 79). Ravi: Ebu Mes'ud el-Bedri Kaynak: Buhari, Zekat 10, Icare 13, Tefsir, Berae 11; Müslim, Zekat 72, (1018); Nesai, Zekat 48. (5, 59) • Abdullah Ibnu Übey Ibni Selül öldügü zaman oglu (ra) Resulullah (sav)'in huzur-i alilerine çikip, mübarek gömleklerini babasina kefen olarak vermesini taleb etti. Resulullah (sav) talebi kabul edip verdi. Bunun üzerine, babasinin cenaze namazini kildirivermesini taleb etti. Resulullah (sav) bu talebi de kabul etti ve namaz kildirmak üzere kalkti. Ancak, Hz. Ömer (ra) kalkarak Resulullah (sav)'i elbisesinden tuttu ve: "Ey Allah'in Resulü, Rabbin seni, ona namaz kilmaktan men etmisken, sen nasil ona namaz kilarsin?" diye müdahale etti. Resulullah (sav): "Allah beni muhayyer birakmistir, zira: "Onlarin ister bagislanmasini dile, ister dileme, birdir. Onlara yetmis defa bagislanma dilesen de Allah onlari bagislamayacaktir" (Tevbe, 80) buyurmaktadir. Ben yetmisden de fazla bagislama talebinde bulunacagim" dedi. Hz. Ömer (ra): "Ama, o münafiktir!" dedi. Resulullah (sav) buna ragmen onun ardindan namaz kildi. Bunun üzerine Cenab-i Hakk su ayeti inzal buyurdu: "Onlardan ölen hiç kimse için ebediyyen namaz kilmayacaksin, mezari basinda da durmayacaksin. Çünkü onlar Allah ve Resulüne inanmadilar, fasik olarak öldüler" (Tevbe, 84). Hz. Ömer (ra) der ki: "Sonra o gün Resulullah (sav)'a karsi izhar ettigim cür'ete hayret ettim. Allah ve Resulü daha iyi bilirler." (Bu son cümlenin Ibnu Abbas'in sözü olma ihtimali de mevcuttur) (Tirmizi'nin rivayetinde su ziyade var: "Resulullah (sav) bu ayetten sonra münafiklarin cenaze namazini kilmadi") Ravi: Ibnu Ömer Kaynak: Buhari, Cenaiz 85, Tefsir, Berae 12; Müslim, Fedailu's-Sahabe 25, (2400), Sifatu'l-Münafikin 3, (274 • Su ayet Kuba halki hakkinda nazil omustur: (Mealen): "Orada, arinmak isteyen insanlar vardir. Allah arinmak isteyenleri sever" (Tevbe, 108). Ravi: Ebu Hüreyre Kaynak: Tirmizi, Tefsir, Berae (3099); Ebu Davud, Taharet 23 (44); Ibnu Mace, Taharet, (357) • Ben, müsrik olan anne babasi için, Allah'tan af ve magfiret dileyen birini gördüm. Kendisine: "Sen müsrik olan anne baban için istigfarda mi bulunuyorsun, (olur mu bu?)" dedim. Adam bana: "(Niye olmasin, Kur'an-i Kerimede) Hz. Ibrahim (a.s.) müsrik olan babasi için istigfar etmektedir" diye cevap verdi. Ben durumu Resulullah (sav)'a anlattim. Bunun üzerine su mealdeki ayet indi: "Cehennemlik olduklari anlasildiktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için magfiret dilemek Peygambere ve müminlere yarasmaz. Ibrahim'in, babasi için magfiret dilemesi, sadece ona verdigi bir sözden ötürü idi. Allah'in düsmani oldugunu anlayinca ondan uzaklasti..." (Tevbe, 113-114). Ravi: Ali Kaynak: Tirmizi, Tefsir, Berae (3100); Nesai, Cenaiz 102, (4, 91) • Bana Abdurrahman Ibnu Abdillah Ibni Ka'b Ibni Malik nakletti: Abdullah Ibnu Ka'b -ki babasi Ka'b gözlerini kaybettigi zaman kardesleri degil, kendisi babasina rehberlik etmisti- kavmi içinde Resulullah (sav)'in ashabinin hadislerini en iyi bilen ve en iyi ögrenmis olaniydi. Abdullah dedi ki: "Babam Ka'b Ibnu Malik'in, Resulullah (sav) Tebük seferine çiktigi zaman, sefere katilmayisi ile ilgili hikayeyi kendisinden dinledim. Söyle anlatmisti: "Ben Tebük gazvesi hariç Resulullah (sav)'in çikardigi gazvelerden hiçbirine katilmamazlik etmemistim. Gerçi Bedir gazvesine istirak etmedim. Ancak buna katilmayanlardan kimseyi Resulullah (sav) kinamadi. O seferde Resulullah (sav) ve Müslümanlar savasi degil, Kureys'in kervanini ele geçirmeyi düsünüyorlardi. Ne var ki Cenab-i Hakk bunlarla düsmani beklenmedik anda karsi karsiya getirdi. Ben Akabe gecesinde Islam'la müserref olup ilk andlasmayi yaptigimiz esnada Resulullah (sav)'la beraberdim. Ben Akabe'de hazir bulunmayi Bedir'de hazir bulunmaya degismem, halk Bedir gazasini Akabe biatindan daha çok ansa da. Benim Tebük seferinden geri kalisimla ilgili habere gelince, gerçekten ben hiçbir zaman, o siradaki kadar güçlü ve zengin olmamistim. Allah'a kasemle söylüyorum, daha önce hiçbir zaman devem olmamisti. Ama o gazve sirasinda iki tane binmeye mahsus devem vardi. Bir de Resulullah (sav) gazaya niyet etti mi mübhem ifadeler kullanarak asil hedefi belli etmezdi. Fakat bu gazvede öyle yapmadi. Çünkü Tebük seferi çok sicak bir mevsimde oluyordu. Uzak bir seferi ve tehlikeleri göze almis, büyük bir düsmani hedef edinmisti. Müslümanlar gazve hazirliklarini tam yapsinlar diye durumu bütün ciddiyetle açiklamis, gidecekleri istikameti gizlemeksizin bildirmisti. Resulullah (sav)'a sefere katilacak Müslümanlar pek çoktu. Askerlerin künyelerini kayit defreti almiyordu. Kayit defterinden maksat künyelerin yazildigi divandir." Ka'b (rivayetine devamla) der ki: "Pek az kimse gözden kaybolmayi (katilmamayi) arzu ediyordu. Bunlar da vahiy gelmedikçe, gizlendikleri, Resulullah (sav) tarafindan bilinilemiyecegini zanneden kimselerdi. Bu gazve, tam meyvelerin erdigi, gölgelerin iyice tatlilastigi bir zamana rastlamisti. Ben de meyve ve gölgeye düskün bir kimseydim. Resulullah (sav) ve Müslümanlar yol hazirligi yaptilar. Ben de onlarla yol hazirligi yapmak üzere sabahleyin evden çikar (kararsizlik içinde) hiçbir sey yapmadan geri dönerdim. Kendi kendime: "Bu da bir sey mi, dilersem hazirligi çabucak yapabilirim" diye teselli olur, avunurdum. Bu hal böylece devam etti. Öyle ki, baskalari ciddi dddi hazirligini tamamlamisti. Resulullah (sav) ve Müslümanlar yola çiktilar. Ben hala hiçbir hazirlik yapmamistim. Yine hazirlik için gittim geldim ama bir sey yapmaya bir türlü elim varmiyordu. Bu hal de sürgü gitti. Askerler sür'atle yol aldilar. Gazve elimden kaçti. Yine de yola çikip onlara kavusmayi düsündüm. Keske bunu yapsaydim. Bana bu da nasib olmadi. Resulullah (sav) Medine'den ayrildiktan sonra halkin arasina çikinca gördügüm bir husus beni üzmeye basladi: Çarsi pazarda benim gibi kalanlar meyaninda gördüklerim ya münafiklik damgasini yemis olanlardi veya zayifliklari sebebiyle Cenab-i Hakk'in mazur addettigi kimselerdi. Öte yandan Resulullah (sav) da beni Tebük'e varincaya kadar hiç anmamis. Orada kalabaligin arasinda otururken: "Ka'b Ibnu Malik ne yapti, (ondan ne haber var?)" diye sormus. Benü Seleme'den birisi: "Ey Allah'in Resulü, onu, yakisikli iki elbisesi ve çalimla iki tarafina bakmasi (Medine'de) hapsetti" demis. Muaz da ona su cevabi vermis: "Ne kötü konusuyorsun. Ey Allah'in Resulü Allah'a kasem olsun Malik hakkinda hayirdan baska bir sey bilmiyoruz" demis. Resulullah (sav) sükut buyurmuslar. Resulullah (sav) bu durumda iken, uzaktan beyazlara bürünmüs bir adamin siluetini görür ve: "Bu gelen Ebu Heyseme olmasin!" der. Gerçektende o Ebu Heyseme el-Sari'dir. Yani, sefer hazirligi sirasinda bir sa'lik hurma verdi diye münafiklarin birbirlerine kas-göz ederek istihza ettikleri zat." Ka'b (sözlerine devamla) der ki: "Resulullah (sav)'a Tebük'ten ayrilip yola çiktigi haberi bana ulasinca keder ve üzüntüm tekrar artti. Bir yalan hazirlamaya basladim. "Yarin, Resulullah (sav)'in öfkesinden, ne söyleyerek kurtulabilirim?" diyordum. Bu hususta ailemde aklibasinda herkesin fikrine müracat ediyordum. Resulullah (sav)'in gelmesi yaklasti dendigi zaman benden yanlis düsünceler zail oldu. Iyice anladim ki, hiçbir yalan asla beni kurtaramaz. Dogruyu söylemeye karar verdim. Derken Resulullah (sav) bir sabah Medine'ye geldiler. O, bir seferden dönünce ilk is olarak mescide ugrar, iki rek'at namaz kilar, ondan sonra halka görünürdü. Bu gelisinde de namazini kilip halki kabul etmeye baslayinca sefere katilmayip geride kalanlar gelip özür dilemeye, özürleri hususunda inandirici olmak için yeminler etmeye basladilar. Bunlar seksen kadar erkekti. Resulullah (sav) onlarin özürlerini kabul ediyor, onlardan beyat aliyor, olara istigfarda bulunuyor, islerini Allah'a havale ediyordu. Ben de geldim. Selam verdim. Selamimi isitince öfkeli öfkeli tebessüm etti ve "Gel" dedi. Yaklastim ve önüne oturdum. "Niye geride kaldin, sen (Akabe'de) biat edip itaati sirtina almis degil miydin?" dedi. Ben su cevabi verdim: Evet ey Allah'in Resulü! Ben senin degil de dünya ehlinden bir baskasinin yaninda oturmus olsaydim, inandirici bir özür söyleyip, mutlaka öfkesini gidererek yanindan ayrilirdim. Çünkü, Allah bana yeterli bir ifade gücü vermis bulunmaktadir. Ancak, Allah'a kasem olsun kesinlikle inaniyorum ki, bugün sizi, benden razi kilacak bir yalan söylesem çok geçmeden Allah sizi bana öfkelendirecektir. Size dogruyu söylesem bana kizacaksiniz, Ama ben de o hususta Allah'tan af dilerim. Gerçegi söylüyorum, kasem olsun hiç bir özrüm yoktu. Vallahi baska hiç bir vakit, sizden geri kaldigim zamanki kadar güçlü ve zengin degildim." Benim bu itirafim üzerine Resulullah (sav): "Iste bu dogru konustu" dedi ve bana da: "Kalk, Allah senin hakkinda hükmedinceye kadar bekle!" buyurdu. Ben de kalktim. Benü Seleme'den bir kisim insanlar da kosarak beni takip ettiler ve bana: "Allah'a kasem olsun bundan önce herhangi bir günah isledigini bilmiyoruz. Savastan geri kalan digerlerinin yaptigi gibi Resulullah (sav)'in senin için yapacagi istigfar bu günahini affettirmeye yeterdi" dediler." Malik (devamla) sunlari anlatti: "Sonra: Benim vaziyetime düsen baska biri var mi? diye sordum. "Evet iki kisi daha tipki senin gibi itirafta bulundular. Onlara da sana söylenen söylendi" dediler. "Mürare Ibnu'r-Rebi el-Amiri ile Hilal Ibnu Ümeyye el-Vakifi (ra)" dediler. Bana çok salih iki kisi zikretmis oldular. Bunlar Bedir gazvesinde bulunmus, nümune-i imtisal kisilerdi. Bunlarin ismini duyunca, geri gidip özür beyan etme fikrinden vazgeçtim. Derken Resulullah (sav), Müslümanlara gazveye katilmayanlardan sadece üçümüzle konusmayi yasakladi. Bunun üzerine halk bizden çekindi ve yüz çevirdi. Öyle ki yeryüzü bana yabancilasti. Dünya, önceden bilip tanidigim dünya olmaktan çikti. Bu minval üzere elli gece geçirdik. Diger iki arkadasim, halktan uzaklasip evlerinde oturup aglayarak vakit geçirdiler. Onlardan daha genç, daha güçlü olan ben disari çikiyor, namazlara katiliyor, çarsi pazar dolasiyordum. Ama kimse benimle konusmuyordu. Bazan namazdan sonra, ashabiyla oturmakta olan Resulullah (sav)'a ugrayip selam veriyordum. Içimden, "Acaba, benim selamimi alarak dudaklarini kipirdatir mi?" diye kendi kendime sorardim. Sonra yakinina durup namaz kilar, göz ucuyla da ona bakardim. Namaza durunca bana baktigini da görürdüm. Ama ben ona yönelecek olsam derhal benden yüzünü çevirirdi. Müslümanlarin cefasindan çektigim bu izdirapli hal uzayinca bir gün dayanamayip gittim. Ebu Katade'nin bahçe duvarini astim.O amcamin oglu idi ve herkesten çok severdim. Yanina varinca selam verdim. Hayret! Vallahi selamimi almadi. Kendisine: Ey Ebu Katade, Allah askina söyle. Allah ve Resulü'nü sevdigimi bilmiyor musun? dedim. Sustu, cevap vermedi. Tekrar Allah askina diye yemin verdim, yine konusmadi. Üçüncü sefer Allah adina yemin verdim. Bu defa: "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" dedi. Bunun üzerine gözlerimden yas bosandi. Geri döndüm, duvari astim." Ka'b hikayesine devamla der ki: "(Bir gün) Medine çarsisinda yürürken Medine'ye bugday satmaya gelmis, Sam ahalisinden Nabati bir fellah: "Ka'b Ibnu Malik'i bana kim gösterecek?" diyordu. Halk beni ona gösterdi. Adam bana yaklasti. Gassan Krali'ndan bir mektup getirdi. Ben okuma-yazma bilirdim, hemen okudum. Mektupta söyle diyordu: "Bana gelen habere göre arkadasin sana sikinti veriyormus. Allah seni hakaret görmek, sikinti çekmek için yaratmadi. Bize gel, sana iyi davranalim." mektubu okur okumaz: "Bu da bir baska bela" dedim. Tandira götürüp attim ve yaktim. Nihayet bu (bogucu) elli günden kirki geçmis, (hakkimizda) vahiy de gecikmisti. Aniden Resulullah (sav)'in elçisi geldi. Bana: "Resulullah, hanimini terketmeni emrediyor" dedi. Ben: "Bosayacak miyim, yoksa baska sekilde bir terk mi?" diye sordum. "Hayir, bosamiyacaksin, ondan ayril, sakin yaklasma!" dedi. Resulullah (sav) ayni haberi diger iki arkadasima da göndermisti. Hanimima: "Ailene dön, onlarin yaninda kal, Allah bu meselede bir hüküm bildirinceye kadar da orada bekle" dedim. Hilal Ibnu Ümeyye'nin hanimi Resulullah (sav)'a müracaat ederek: "Ey Allah'in Resulü, Ümeyye Ibnu Hilal kendini kaybetmis bir ihtiyardir, hizmetçisi de yoktur. Ona hizmetini yapiversem bir mahzuru var mi?" diye izin istemis. Ve: "Hayir, hizmet edebilirsin, ancak sakin yakinlasmada bulunma" cevabini almis. Kadin da: "Hayir ya Resulallah! Vallahi, zaten onda kimildayacak mecal kalmadi. Vallahi cezalandigi günden su ana kadar hiç ara vermeden habire agliyor" dedi. Ailemden bazisi bana: "Resulullah (sav)'a gidip hanimin, hizmetlerini yapivermesi için izin istesen iyi olur. Nitekim o, Hilal'in hanimina hizmet etmesi için müsaade etti" diye tavsiyede bulundu. "Hayir, dedim, böyle bir talepte bulunmayacagim. Bana ne diyecegini nasil bilebilirim, ben genç bir kimseyim." Böylece sikintisi daha da artan on gece daha geçirdim. Konusmaktan yasaklandigimizin üzerinden tam elli gece geçti. Ellinci gecenin sabah namazini evlerimizden birinin daminda kilmistim. Ben Allahu Teala'nin hakkimizda belirttigi o dehsetli hal içinde oturmus duruyordum. Ruhum sikilmis, bütün genisligine ragmen dünya daralmisti. Sanki bir cendere içerisindeydim. Bir ses isittim. Bu, Sel dagi üzerine çikmis yüksek sesle bagiran birinin sesiydi. (Dikkat kesildim: bana sesleniyor ve): "Ey Ka'b Ibnu Malik müjde!" diyordu. Hemen secdeye kapandim. Hakkimizda bir kurtulusun geldigini anlamistim. Meger Resulullah (sav), Cenab-i Hakk'in bizi affettigine dair müjdeli haberi o gün sabah namazinda halka duyurmus, halk da bize müjdelemek üzere kosusmus, bazilari da diger iki arkadasima gitmismis. Bir zat bana at kosmustu, Eslemli biri de yaya olarak segirtip daga çikmis... Tabii ki ses, attan daha hizli yol aldi. Müjdeci sesini duydugum kimse bir müddet sonra bizzat yanima gelince, derhal iki parça elbisemi çikanp müjde bedeli olarak kendisine giydirdim. Yemin olsun o gün için baska bir seyim yoktu. Emanet iki giyecek te'min ettim, onlari giyip, Resulullah (sav)'i görmek arzusuyla disari firladim. Yolda halk grup grup beni karsiliyor. Cenab-i Hakk'in affi sebebiyle tebrik ediyordu. Bu minval üzere Mescid'e geldim. Resulullah (sav) etrafini saran ashabinin ortasinda oturuyordu. Beni görünce Talha Ibnu Ubeydillah (ra) kalkti, bana dogru kosup musafaha yapti ve beni tebrik etti. Yemin olsun, onun disinda muhacirlerden baska kalkan olmadi." Ka'b onun bu samimi davranisini ömrü boyu unutmayacaktir. Ka'b, (sözlerine devam ederek) sunlari söyledi: "Resulullah (sav)'a selam verince memnuniyetten isil isil, mütebessim bir yüzle: "Müjdeler olsun! Annenden dogalidan beri yasadigin en hayirli gününü tebrik ederim" dedi. Ben hemen sordum: "Ey Allah'in Resulü, bu sizin bagisladiginiz bir lütuf mu, Cendb-i Hak'tan gelen bir lütuf mu?" "Hayir, Allah'tan gelen bir lütuf!" dedi. Ka'b, ilaveten dedi ki: "Resulullah (sav)'in vech-i mübarekleri, sürurlu anlarinda, bir ay parçasi gibi nurlanir ve parlardi. Biz, bunu derhal anlardik. Ben önüne oturunca: "Ey Allah'in Resulü! Mazhar oldugum bu af sebebiyle ne var ne yok bütün malimi Allah ve Resulü'ne bagisliyorum" dedim. "Hayir", dedi. "Hepsi olmaz, bir kismini kendine ayir, bu senin için daha hayirli." "Ey Allah'in Resulü, biliyorum ki, Allah beni sidkimdan, dogru sözlülügümden dolayi kurtardi. Benim tevbemden biri de artik, yasadigim müddetçe hep dogru söylemek olacaktir." Allah'a yemin olsun, Resulullah (sav)'a bunu söyledigim günden beri, dogru söz hususunda, Allah'in bana lütfettigi ihsandan daha güzeline mazhar olan birisini bilmiyorum. Yine Allah'a kasem ederek söylüyorum, Resulullah (sav)'a söz verdigim günden beri bir kerecik olsun yalan söylemeyi düsünmedim. Geri kalan ömrümde de Allah'in beni yalandan korumasmi diliyorum." Ka'b sunu da söyledi: "Bizimle ilgili olarak Allahu Teala su ayeti indirmisti: "And olsun ki, Allah, sikintili bir zamanda bir kisminin kalpleri kaymak üzere iken Peygambere uyan Muhacirler'le Ensar'in ve Peygamber'in tövbelerini kabul etti. Tövbelerini, onlara karsi sefkatli ve merhametli oldugu için kabul etmistir. Bütün genisligine ragmen dünya onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sikistirip Allah'tan baska siginacak kimse olmadigini anlayan, (savastan) geri kalmis üç kisinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri için onlarin tevbesini kabul etmistir. Çünkü O, tövbeleri kabul eden, merhametli olandir. Ey iman edenler! Allah'tan sakinin ve dogrularla beraber olun!" (Tevbe, 117-119). Ka'b sunu da dermis: "Allah'ima yeminle söylüyorum, Allah beni Islam'la sereflendirdikten sonra, bana göre, Resulullah (sav)'a söyledigim dogru sözden daha büyük bir nimet vermemistir. (Allah'in bana lütfettigi birinci büyük nimeti Islam'la müserref olmam, ikinci büyük nimeti de Reshulullah (sav)'a, dogru söz söylememi nasib etmis olmasidir). Aksi takdirde, diger yalan söyleyenler gibi ben de helak olacaktim. Nitekim Cenab-i Hak, vahiy indirdigi zaman, yalan söyleyenler hakinda, bir kimse için söylenebilecek en kötü seyi söylemistir. Allahu Teala söyle buyurmustur: "Döndügnüzde, kendilerine çikismamaniz için, Allah'a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar pistirler. Yaptiklarinin karsiligi olarak varacaklari yer cehennemdir. Kendilerinden hosnud olasiniz diye, size yemin verirler. Siz onlardan razi olsaniz bile, Allah yoldan çikmis fasik kimselerden razi olmaz" (Tevbe, 95-96). Ka'b sunu söyledi: "Resulullah Tebük seferinden döndügü zaman, sefere katilmayanlar gidip özür diledikleri, Resulullah (sav)'in da, yemin etmeleri üzerine özürlerini kabul buyurup kendileriyle bey'atlasip, haklarinda istigfarda bulundugu kimselerden, biz üç kisi ayri tutulmus, (onlarin mazhar oldugu aftan istifade edememistik.) Resulullah (sav) bizim isimizi, Allah hakkimizda hükmedinceye kadar tehir etmisti. Hakkimizda gelen ayette, Cenab-i Hakk'in: "...geri kalmis üç kisi..." sözünden kasid, savastan geri kalmamiz degildir, bu geri kalis Resulullah (sav)'in hakkimizdaki hükmü geri birakmasi, yemin ederek özür dileyenlerin özrünü kabul ettigi kimselerden ayri tutmasidir." Ravi: Muhammed Ibnu Sihab ez-Zühri Kaynak: Buhari, Vesaya 16, Cihad 103, Menakib 23, Menakibu'l-Ensar 43, Megazi 3, 78, Tefsir, Berae, 17, 18, • (Allah yolunda savasa) çikmazsaniz Allah size can yakici azabla azab eder... (Tevbe,39) ayeti ile, "Medinelilere ve çevrelerinde bulunan bedevilere, savasta Allah'in Peygamberinden geri kalmak, kendilerini ona tercih etmek yarasmaz" (Tevbe, 120) ayetini su ayet neshetmistir: "Mü'minler toptan savasa çikmamalidir. Her topluluktan bir taifenin, dini iyi ögrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmalari gerekli olmaz mi?..." (Tevbe, 122). Ravi: Ibnu Abbas Kaynak: Ebu Davud, Cihad 19, (2503) • Ibnu Abbas (ra)'a su ayet hakkinda sordum: (Allah yolunda cihada) çikmazsaniz, Allah size can yakici azabla azab eder..." (Tevbe, 39). Su açiklamayi yapti: "Allah onlardan yagmuru kesti.Böylece (kuraklik Allah'in onlara takdir ettigi) azablari oldu." Ravi: Necdet Ibnu Naki' Kaynak: Ebu Davud, Cihad 19, (1506) •
الخطوة التالية

نظم حياتك الإسلامية

حمّل تطبيق Ezan Vakitleri Pro لمتابعة اختيارات التقويم الديني ومواقيت الصلاة.