حديث اليوم - 15 مارس
Nur Suresi
• Ravi, babasi, dedesi tarikiyle rivayet ediyor: Kendisine Mersed Ibnu Ebi Mersed denen bir zat (ra) vardi. Mekke'den Medine'ye esir tasirdi. Mekke'de Anak adinda fahise bir kadin bu adamin dostu idi. Mekkeli esirlerden birine, kendisini götürmeyi vaadetmisti. (Simdi hikayesini kendisinden dinleyelim): Mersed der ki: Mekke'ye geldim, Mekke'nin duvarlarindan birinin gölgesine mehtapli bir gecede indim. Derken Anak geldi, duvarin dibindeki gölgemin karaltisini gördü. Yanima gelince beni tanidi ve: "Mersed'sin degil mi?" dedi. Ben: "Evet Mersed'im" dedim. "Merhaba, hos geldin, gel yanimizda geceyi geçir!" dedi. Ben: "Hayir, ey Anak, Allah zinayi haram etti" dedim. Kadin: "Ey çadir ahalisi, bu adam esirlerinizi götürüyor!" diye bagirdi. Kaçtim. Beni sekiz kisi takip etti. Handeme Dagi'nin yolunu tuttum, bir magaraya girdim. Takipçiler arkamdan gelip magaranin agzini tuttular. Tepemden üzerime bevlettiler. Sidikleri basima isabet etti. Ancak Allah, onlarin beni görmelerine mani oldu. Sonra dönüp gittiler. Ben de arkadasimin yanma döndüm. Onu sirtlandim. Agir birisiydi. Mekke'nin disindaki Izhir denen mevkiye geldim. Orada demir bukagilarini çözdüm. Onu sirtimda tasiyordum. Beni çok yormustu. Nihayet Medine'ye geldim. Resulullah (a.s.)'in huzuruna çiktim: "Ey Allah'in Resulü, Anak'la evleneyim mi?" dedim. Resulullah (sav) cevap vermedi. Sonra su ayet indi: "Zina eden erkek, ancak zina eden veya putperest bir kadinla evlenebilir. Zina eden kadinla da, ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir..." (Nur, 3). Bu vahiy üzerine Resulullah (sav) bana: "Ey Mersed, zina eden erkek ancak zina eden veya putperest bir kadinla evlenebilir. Zina eden kadinla da ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir, onunla evlenme!" dedi.
Ravi: Amr Ibnu Su'ayb
Kaynak: Tirmizi, Tefsir, Nur, (3176); Ebu Davud, Nikah 5, (2051); Nesai, Nikah 12, (6, 66)
• Hilal Ibnu Ümeyye (ra) Resulullah (sav)'in yaninda, haniminin Serik Ibnu Sahma ile zina yaptigini söyledi.Resulullah (sav): "Ya delil getirirsin veya sirtina hadd tatbik edilir" dedi. Hilal: "Ey Allah'in Resulü! Birimiz, hanimi üzerinde bir adam görse, kosup delil mi arayacak?" dedi. Resulullah (sav) önceki sözünü tekrar ediyordu: Ya delil getirirsin ya da sirtina had uygulanir." Bunun üzerine Hilal: "Seni hak üzerine gönderen Zat'a kasem olsun dogruyu söylüyorum. Mutlaka Allah sirtimi hadden kurtaracak bir vahiy gönderecektir" dedi. Cibril (a.s.) indi ve su vahyi indirdi: "Karilarina zina isnad edip de kendilerinden baska sahidleri olmayanlarin sahidligi, kendisinin dogru sözlülerden olduguna Allah'i dört defa sahid tutmasiyla olur. Besincisinde eger yalancilardan ise Allah'in lanetinin kendisine olmasini diler" (Nur 6-7). Resulullah (sav) oradan ayrildi. Onlara adam gönderdi. Hilal geldi (lanet okuyarak) sehadette bulundu. Resulullah (sav): "Allah biliyor ki, ikinizden biriniz yalancisiniz, tevbekar olaniniz var mi?" dedi. Sonra kadin kalkti, o da sehadetde bulundu. Kadin besinci sehadette iken kadini durdurdular ve: "Besince sehadet, (yalanci oldugun takdirde) siddetli azab gerektirir" dediler. Ibnu Abbas der ki: Bunun üzerine kadin durakladi ve sükut etti. Öyle ki, yeminden rücü edecegini sandik. Sonra: "Hayir, vallahi kavmimi bundan böyle mahcup hale düsürmeyecegim" dedi ve yeminini tamamladi. Resulullah (sav): "Iyi bakin, eger bu kadin gözleri sürmeli, kabalari iri, bacaklari kalin bir çocuk dogurursa bilin ki bu çocuk Serik Ibnu Sahma'dandir" buyurdu. Gerçekten de bu evsafta bir çocuk dogurdu. Bunun üzerine Resulullah (sav) söyle söylediler: "Eger, Allah'in Kitabi'nda kadinin yemini ile haddin düsecegi hususunda hüküm gelmemis olsaydi, (çocuktaki bu benzerlikten hareketle kadinin zaniligine hükmederdim ve) onun benden görecegi vardi."
Ravi: Ibnu Abbas
Kaynak: Buhari, Tefsir, Nur 3, Sehadat 21, Talak 28; Ebu Davud, Talak 27, (2254); Tirmizi, Tefsir, Nur, (317
• Urve ve baskalarindan almis olarak Hz. Aise'nin su rivayetini nakleder: Hz. Aise (ra) buyurmustur ki: "Resulullah (sav) bir sefere çikacagi zaman kadinlari arasinda kur'a çeker, kur'a kime çikarsa onu beraberinde sefere götürürdü. Bir sefer sirasinda da benim okum çikti ve yolculuguna ben refakat ettim. Bu sefer, örtünme emri geldikten sonra idi. Ben yol sirasinda deve sirtinda giden bir mahmil içinde tasiniyordum. Konak yerlerinde de onun içinde iken iniyordum. Resulullah (sav)'in o gazvesi sona erinceye kadar hep böyle yol aldik. Nihayet geri döndü ve Medine'ye yakin bir yerde konakladik. Geceleyin bir müddet kaldiktan sonra dönüs emri verildi. Dönüs emri çiktigi sirada ben kalkip (kaza-yi hacet için tek basima) ordudan ayrilip gittim, ihtiyacimi gördükten sonra binegime geri geldim. O sirada gögsümü yokladim. Yemenin göz boncugundan yapilmis gerdanligim kopmustu. Aramak üzere geri döndüm. Onu aramak beni epeyce oyaladi. Benim binegimle mesgul olan askerler gelip mahmilimi deveme yüklemisler. Zannetmisler ki ben mahmilin içindeyim. O zamanlar kadinlar çok hafifti. Az yedikleri için sisman degillerdi. Askerler mahmilimi kaldirirken hafifligine sasirmayip yüklemisler. Ben zaten küçük yasta bir kadindim: Hülasa devemi sürüp gitmisler. Ordu gittikten sonra gerdanligimi buldum. Ordugaha geri döndügüm zaman kimseyi bulamadim. Herkes gitmisti. Önce bulundugum yere geldim. Beni bir müddet sonra kaybetmis olduklarini farkederek aramaya geleceklerini düsündüm. Bu halde iken uyku bastirmis ve uyuyup kalmisim. Safvan Ibnu Muattal es-Sülemi -ki bilahere (Zekvan'da ikamet ederek) Zekvani unvanini da almistir- (geri gözcülügü vazifesiyle) ordugahin gerilerinde geceyi geçirmisti. Sabah olunca benim menzilden geçerken uyuyan bir insan karaltisi görerek yanima geldi. Görür görmez beni tanidi. Zira örtünme emri gelmezden önce beni görmüstü. Ben onun istirca sesiyle "Inna lillah ve inna ileyhi raci'un = Biz Allah'in kullariyiz ve Allah'a dönüp varacagiz" uyandim. Derhal basörtümle yüzümü örttüm. Allah'ma kasem olsun bana tek kelime konusmadi, istircaindan baska bir tek sözünü de isitmedim, indi ve devesini ihtirdi. Binmem için devenin ön ayaklarina ayagiyla basti. Ben de bindim. Devemi önden çekti, böylece yol aldik. Ordu bir yerde konakladigi sirada onlara yetistik. (Gecikme hadisesini iftira vesilesi yaparak) benim yüzümden helak olanlar oldu. Bu iste en büyük vebal de Abdullah Ibnu Ubey Ibni Selül'e düsmüstü. Medine'ye geldigimiz zaman bir ay kadar hasta yattim. Meger bu esnada iftira edenlerin dedi-kodulari herkesi mesgul ediyormus. Benim ise hiçbir seyden haberim olmadi. Ancak bir husus bende kusku uyandirmisti. Resulullah (sav)'da, baska zaman hastalaninca gördügüm iltifat ve alakayi göremiyordum. Yanima girip selam veriyor, sonra da: "Su sizinki nasil?" deyip çikiyordu. Bu davranisindan biraz iskilleniyordum ama yine de (ortaligi saran) fitneden bihaberdim. Bu halde nekahet devresine girdim. Bir gece, ben ve Ümmü Mistah o zaman için hela olarak kullandigimiz menasi (denen çukurlarin bulundugu semte) dogru gitmistik. Biz buraya, geceden geceye çikardik. (Hicab ayetinden sonra) evlerde helalar insa edilince çikmaz olduk. Bundan önce biz de, eski Araplarin def-i hacetteki usulüne uyuyorduk. Ben ve Ümmü Mistah -ki bu kadin Ebu Rühm Ibnu Muttalib Ibni Abdi Menaf'in kizidir- böylece yürüdük. Onun annesi Ebu Bekri's-Siddik'in teyzesi olan Sahr Ibnu Amir'in kizidir. Oglu da Mistah Ibnu Üsase Ibnu Ubad Ibni'l-Muttalib'dir. Isimiz bittikten sonra yürüyorduk. Ümmü Mistah, ayagi örtüsüne takilarak düstü. Kadin (böyle can yakici durumlarda soylemnesi adet olan "düsmanin helak olsun" demedi): "Mistah helak olsun!" diye (ogluna) beddua etti. Ben kadina: "Amma da yaptin!" Bedir gazvesine katilan bir kimseye beddua ediyorsun ha!" dedim. "Anacigim! onun ne söyledigini isitmedin mi?" dedi. "Ne söylemis ki?" dedim. Bunun üzerine iftiracilarin söylediklerini bir bir anlatti. Hastaligima yeni hastalik katildi. Eve dönünce, Resulullah (sav) yanima girdi ve: (Ismimi söylemeden) "Adaminiz nasil." dedi. Ben: "Ebeveyninim yanina gitmeye izin ver" dedim. Ben, haberin aslini annemle babamdan isitmek istiyordum. Resulullah (sav) izin verdi, ben de ebeveyninim yanma geldim. Anneme: "Ey annecigim, halk arasinda söylenen bu sözler nedir?" dedim. "Ey kizim! Sen bu meseleyi büyütme. Allah'a kasem olsun güzel ve kocasinin yaninda sevgili olan, birçok kumalari (ortak) bulunan bir kadin hakkinda her zaman çok dedikodu ederler" dedi. Ben: "Sübhanallah, demek halk böyle söylüyor ha!" dedim. O gece sabaha kadar hiç durmadan agladim. Ne gözümün yasi dindi, ne de gözüme uyku girdi. Sabah oldu, ben hala agliyordum. Resulullah (sav) o gün Ali Ibnu Ebi Talib'i ve Üsame Ibnu Zeyd (ra)'i çagirmisti. Benimle ilgili vahyin gecikmesi üzerine ailesiyle ayrilma hususunda onlarla istisare ediyordu. Üsame (ra), ehlinin suçsuzlugu hususunda onlara karsi içinde besledigi sevgiye dayanarak, bildigi hususu söyle dile getirmisti: "Ey Allah'in Resulü! Onlar zevcelerinizdir. Allah'a kasem olsun, onlar hakkinda hayirdan baska bir sey bilmiyoruz." Ali Ibnu Ebi Talib de söyle demisti: "Ey Allah'in Resulü, Allah sana darlik vermez. Ondan baska kadin çoktur. Sen cariyene sor, (onun halini o daha iyi bilir), sana gerçegi haber verir." Resulullah (sav) bu tavsiye üzerine cariyemiz Berire'yi çagirdi ve: "Ey Berire, söyle! Aise'de sana süphe verici bir husus gördün mü?" diye sordu. Berire: "Hayir! Seni hak üzerine peygamber olarak gönderen Zat-i Zülcelal'e yemin olsun, ben onda fena buldugum bir sey görmedim. Ayiplanabilecek tek gördügüm sey sudur: "Yasi genç oldugu için, ailesi için yogurdugu hamurun üzerine uyur, bu sirada gelen keçi, hamurdan yerdi." (Bu sorusturma sonunda) Resulullah (sav) kalkip mescidde bir hutbe okur. Bu iftirayi ilk defa çikaran Abdullah Ibni Ubey Ibni Selül hakkinda söz etmekten özür dileyerek, minberde sunlari söyler: "Ehlim hakkinda bana sikinti veren adami cezalandirmada, intikamimi almada bana kim yardim edecek? Allah'a yemin olsun ehlim hakkinda hayirdan baska bir sey bilmiyorum. Adi iftiraya karistirilan bir adamdan söz ettiler. Onun hakkinda da hayirdan baska bir sey bilmiyorum. O ailemin yanina ben olmayinca hiç girmemistir." Resulullah (sav)'in bu sözleri üzerine (Evs kabilesinin reisi) Sa'd Ibnu Muaz (ra) kalkti ve: "Ey Allah'in Resulü! Allah'a yemin olsun biz ondan senin intikamini aliriz! Eger Evs kabilesindense boynunu vururuz. Hazreçli kardeslerimizden ise, bize sen emredersin, biz emrini aynen yerine getiririz!" dedi. Hazreç kabilesinin reisi olan Sa'd Ibnu Ubade ayaga kalkti. Sa'd aslinda salih bir kimseydi. Ancak (Sa'd Ibnu Muaz'in konusmasindan alinarak) kabile hamiyet ve gayretine kapilmisti. Sa'd Ibnu Muaz'a dönerek su sert cevabi verdi: "Vallahi sen yalan söylüyorsun! Sen onu (Abdullah Ibnu Ubey Ibnu Selül'ü) öldüremezsin. öldürtmeye gücün de yetmez." (Ensar'in ileri gelenlerinden) Useyd Ibnu Hudayr (ra) -ki bu zat da Sa'd Ibnu Muaz'in amcaogludur- kalkarak Sa'd Ibnu Ubade'ye çikisti: "Allah'a yemin olsun yalan söyleyen sensin. Onu mutlaka öldürürüz. (Abdullah Ibnu Ubey'e arka çikiyorsan) sen de münafiksin, münafiklar hesabina kavga ediyorsun!" Derken (Ensar'in iki kabilesi) Evs ve Hazreç ayaga kalkmislar ve Resulullah (sav) daha minberde iken, birbirlerine girmeye ramak kalmisti. Resulullah (sav) sükuneti saglayincaya kadar gayret sarfetmis ve minberden inmisti. Ben o gün de agladim. Ne gözümün yasi dindi, ne de gözüme uyku girdi. Müteakip gece de hep agladim: Ne gözümün yasi dindi ne de bir parça olsun uykum geldi. Sabahleyin annem ve babam yanima geldiler. Böylece ben, iki gece bir gündüz araliksiz aglamistim. Öyle ki artik aglamaktan cigerlerim parçalanacak diye düsünüyordum. Onlar yanimda oturuyorlar, ben de aglamaya devam ediyordum. Derken Ensar'dan bir kadin izin istedi. Ona, gir dedim. Yanima oturup o da benimle aglamaya basladi. Biz bu halde iken Resulullah (sav) girdi. Sonra oturdu. Hakkimda söylenen seyler söyleneliden beri yanimda hiç oturmamisti. Bu arada bir ay geçmis ve meselemle ilgili herhangi bir vahy gelmemisti. Resulullah (sav) otururken sehadet kelimesini de getirmisti. Sonra bana sunlari söyledi: "Ey Aise, senin hakkinda bana söyle söyle sözler ulasti. Eger bu dedikodulardan beri isen Allah seni vahiyle tebrie edecektir. Sayet bir günah isledi isen Allah Teala'ya tevbe et. Zira kul bir günah isler, sonra da günahini itirafla tevbe ederse, Allah Teala tevbesini kabul ve affeder." Resulullah (sav) sözlerini tamamlayinca (izdirabimin siddetinden) gözlerimin yasi kurudu, artik tek bir damla bile yas hissetmiyordum. Babama: "Resulullah (sav)'in sözlerine sen cevap ver" dedim. Babam: "Vallahi Resulullah (sav)'a ne diyecegimi bilemiyorum" dedi. Anneme yönelerek: "Resulullah (sav)'in söylediklerine sen bari cevap ver" dedim. Annem de: "Vallahi Resulullah (sav)'a ne söyleyecegimi ben de bilemiyorum" dedi. Hz. Aise devamla der ki: "Ben yasi henüz küçük bir kadindim. Kur'an'dan da fazla okumuyordum. Dedim ki: "Vallahi ben biliyorum ki halkin söylestigi seyleri isittiniz. Onlar içinize yer etti ve hep inandiniz. Size: "Günahsizim" dedim, inanmiyorsunuz. Yapmadigim bir seyi size itiraf etsem, -Allah biliyor ki ben ondan beriyim- beni tasdik edeceksiniz. Allah'a kasem olsun, sizinle benim durumumu anlatacak en iyi örnek Hz. Yusuf'un babasi ve onun su sözüdür: "Bana güzelce sabir gerekir. Anlattiklarmiza ancak Allah'tan yardim istenir" (Yusuf, 18). Sonra yüzümü çevirip yatagima sokuldum. Kasem olsun ben o zaman suçsuz oldugumu biliyordum ve Allah'in benim suçsuzlugumu te'yid edecegine inaniyordum. Ancak, kesinlikle, Allah'in benim hakkimda bir vahiy indirecegini, bunun (kiyamete kadar) okunacagini hiç aklimdan geçirmedim. Ben, kendimi, Allah'in herhangi bir sekilde tekellüm buyurarak okunacak bir vahiy konusu edilmeye deger bulmuyordum. Ancak, Resulullah (sav)'in görecegi bir rüya yoluyla Allah'in beni tebrie edecegini ümid ediyordum. Allah'a kasem olsun, Resulullah (sav) daha oturmus oldugu yerden kalkmamis ve ev halkindan kimse disari çikmamisti ki Allah, Resulüne vahiy indirdi: Resulullah (sav)'i vahiy sirasinda her zaman gelen halet istila etti. Sonra da o hal zail oldu. Resulullah (sav) tebessüm içindeydiler. Konustugu ilk kelime bana sunu söylemek oldu: "Ey Aise Allah'a hamdet. Zira, seni tebrie buyurduk" Annem de bana: "Kalk Resulullah (sav)'a tesekkür et!" dedi. Ben ise: "Vallahi hayir, ona tesekkür etmeyecegim, sadece Allahima hamdediyorum. Benim suçsuzlugumu Rabbim vahiy buyurdu" dedim. Allah'in indirdigi vahiy söyleydi: "Muhammed'in esine o yalani uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayin, o sizin için hayirli olmustur. O kimselerden herbirine kazandigi günah karsiligi ceza vardir. Içlerinden elebasilik yapana ise büyük azab vardir. Onu isittiginiz zaman, erkek-kadin mü'minlerin, kendiliklerinden hüsnüzanda bulunup da: "Bu apaçik bir iftiradir" demeleri gerekmez miydi? Dört sahid getirmeleri gerekmez miydi? Iste bunlar sahid getirmedikçe, Allah katinda yalanci olanlardir. Allah'in dünya ve ahirette size lütuf ve merhameti olmasaydi, o kötü sözü yaymanizdan ötürü büyük bir azaba ugrardiniz..." (Nur 20). (Bir sayfa tutan) on ayeti, Cenab-i Hakk benim suçsuzlugumla ilgili bu ayetleri indirince, Ebü Bekri's-Siddik (ra) -ki Mistah Ibnu Üsase'ye akrabaligi ve fakirligi sebebiyle maddi yardimda bulunuyordu- sunu söyledi: "Aise (ra)'ye bu iftirayi yaptiktan sonra, ona artik bir daha yardim yapmayacagim." Bunun üzerine su vahiy indi: "Içinizde lütuf ve servet sahibi olanlar, yakinlarina, düskünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için yemin etmesinler, affetsinler geçsinler. Allah'in sizi bagislamasindan hoslanmaz misiniz? Allah bagislayandir, merhametli olandir" (Nur, 22). Bunun üzerine Ebu Bekri's-Siddik (ra): "Evet evet, Allah'a kasem olsun, Allah'in beni affetmesini çok severim" dedi ve Mistah'a yapmakta oldugu yardimi yapmaya devam etti ve: "Ebediyyen yardimi ondan kesmeyecegim" dedi. Hz. Aise (ra) sözlerine devamla dedi ki: Resulullah (sav) tahkik sirasinda Zeyneb Bintu Cahs'a da hakkimda sormus ve: "Ey Zeyneb, bu hususta ne biliyorsun, ne gördün" demisti. O da: "Ey Allah'in Resulü, ben kulagimi, gözümü isitmedigim, görmedigim seyden muhafaza ederim. Ben Aise hakkinda hayirdan baska bir sey bilmiyorum!" demisti. Zeyneb (ra), Resulullah (sav)'in zevce-i tahireleri arasinda (bazi faziletleri sebebiyle) benimle boy ölçüsen birisiydi. Allah vera ve dindarligi sebebiyle onu (bu meselede müfteriler tarafinda yer almaktan) korudu. Onun kiz kardesi Hamna ise, onunla mücadeleye koyuldu ve helak olan müfteriler arasinda helak oldu. Müfteriler arasinda Hz. Peygamber (sav)'in sairi Hassan Ibnu Sabit (ra) de vardi. Urve der ki: "Hz. Aise (ra) yaninda Hassan'a kötü söz söylenmesinden hoslanmazdi ve derdi ki: "O su beyti söyleyen kimsedir: "Babam, babanin babasi, irzim, size karsi Muhammed (sav)'in irzina bekçidir." Mesrük Ibnu'l-Ecda der ki: "Ben Hz. Aise (ra)'nin huzuruna girmistim. Yaninda Hassan Ibnu Sabit (ra)'i gördüm. Hz. Aise'ye siir okuyor, bazi beyitleri kendisiyle tezyin ediyordu. Sunu okudu: "Afifdir, agirdir, iffetinden süphe ne mümkün! Kötü düsünceden uzak olanlarin etleri bile onu aç birakir." Hz. Aise (ra) ona, "Fakat sen böyle degilsin" dedi. Mesrük Hz. Aise'ye dedi ki: "Sen nasil olur da Hassanin yanina girmesine izin verirsin, o ki, hakkinda Allah söyle buyurmustur: "Içlerinden elebasilik yapana ise büyük azab vardir." Hz. Aise (ra) su cevabi verdi: "Körlükten daha siddetli bir azab var mi!" Hz. Aise sonra sunu da söyledi "O, Resulullah (sav)'i müdafaa ediyordu."
Ravi: Zühri
Kaynak: Buhari, Sehadat, 15, 30, Hibe 15, Cihad 64, Megazi 11, 34, Tefsir, Yusuf 3, Nur 6, 11, Eyman 18, I't
• Benim özrümle ilgili ayet indigi zaman Resulullah (sav) minbere çikti, günahsiz oldugumu belirtti, arkasindan ilgili ayetleri okudu ve iki kadin ve bir erkegin cezalandirilmalarini emretti. Üçü de had cezasi olan celde'ye (degneklenmeye) tabi tutuldular.
Ravi: Aise
Kaynak: Tirmizi, Tefsir, Nur (3180)
• Allah ilk muhacir kadinlara rahmetini bol kilsin; "Kadinlar bas örtülerini yakalarinin üzerini (örtecek sekilde) koysunlar" (Nur 31) ayeti indigi zaman örtülerini (kenardan) yirtarak onunla (yüzlerini de) örttüler.
Ravi: Aise
Kaynak: Buhari, Tefsir, Nur 12; Ebu Davud, Libas 33, (4102)
• (Ey Muhamed)! Mü'min kadinlara da söyle! Gözlerini bakilmasi yasak olandan çevirsinler iffetlerini korusunlar... diye baslayip kadinlara örtünmeyi emreden ayeti (Nur 31) daha sonra gelen su ayet neshetti ve istisna getirdi: "Evlenme ümidi kalmayan ihtiyarlayip oturmus kadinlara, süslerini açiga vurmamak sartiyla dis esvablarini çikarmaktan ötürü sorumluluk yoktur. Ama sakinmalari kendileri için daha hayirli olur" (Nur 60).
Ravi: Ibnu Abbas
Kaynak: Ebu Davud, Libas 37 (4111)
• Abdullah Ibnu Übey Ibni Selül cariyesine: "Git biraz fahiselik yap (da para kazan)" diye emretti. Bunun üzerine Cenab-i Hakk: "Dünya hayatinin geçici menfaatini elde etmek için, iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhsa zorlamayin..." (Nur 33) mealindeki ayeti inzal buyurdu.
Ravi: Cabir
Kaynak: Müslim, Tefsir 26, (3029); Ebu Davud, Talak 50, (2311)
• Irak ahalisinden bir grub Ibnu Abbas (ra)'a dediler ki: Su ayet hakkinda ne dersiniz? "Ey iman edenler! Ellerinizin altinda olan köle ve cariyeler ve sizden henüz erginlige ermemis olanlar sabah namazindan önce, ögle sicagindan soyundugunuzda ve yatsi namazindan sonra yaniniza gireceklerinde üç defa izin istesinler. Bunlar sizin için açik bulunabileceginiz üç vakittir. Bu vakitlerin disinda birbirinizin yanina girip çikmakta,size de, onlara da bir sorumluluk yoktur. Allah size ayetlerini böyle açiklar. Allah bilendir. Hakimidir" (Nur 58). Cenab-i Hakk burada kesin emirde bulundugu halde biz bunlari tatbik etmiyoruz, dediler. Ibnu Abbas (ra): "Allah mü'minlere karsi halim ve rahimdir. Onlari örtmeyi sever, insanlar o zaman evlerinde ne örtü ne de perde kullanmiyorlardi. Bazan hizmetçisi veya evladi veya yetimesi, kisi ehlinin üzerinde iken çikagelirdi. Cenab-i Hakk bunun üzerine, mezkur avret vakitlerinde izin istemeyi emretti. Böylece Allahu Teala onlara örtü ve hayir getirdi. Ne var ki, hala bu emirle amel eden tek kisi görmedim."
Ravi: Ikrime
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 141 (5191, 5192)
•